Mim – Unutulmayan Dizi Replikleri

Ahh benim tatlı kore ve japon dizilerim… Bir sözün yeter seni  hatırlamaya… Sonunda o sevdiğim dizilerden bahsetmek için bir fırsatım daha oldu heyooo 😀

Kore dizi ve filmleri izlemeye çok önceden başlamıştım, yıllar olmuş yani ama blogum daha yeni 1 yaşını doldurdu. Sonradan blogu açtığım için ilk zamanların heyecanıyla izlediğim dizlerden de sıcağı sıcağına bahsedememiştim haliyle.  Eski bir mim olan sevdiğim replikler konusunu da ıskalamıştım, ama Şizo-mizo’ya geçenlerde piyango niyetine bu mim vurmuş bende hayırlı olsun çingu, bana da paslasana dedim hemen 😀 Garanti olsun diye sevgili kok’um egosantrikrapsody’de paslamış bana sağolsun. Yalnız bri sorun var, izlediğim bütün diziler üstüme üstüme geliyor beni de yaz beni de diye 😀 Kıyamam size desem de sadece bir kaç tanesini buraya koymak durumdayım 😀 Baştan uyarayım, bilerek So Ji Sub dizilerinden koymadım, yoksa bu yazı bitmezdi beni bilirsiniz 😀 😛 😀

Winter Sonata

İlk izlediğim dizi Winter Sonata’ydı, Kanal D’nin sahur öncesi programında yayınlanmıştı seneler seneler önce, dublajlı izlemiş ve bayılmıştım. Ne yalan söyleyeyim diziden bir ton sahne hatırlıyorum ama replik değil. Ama o piano sesi yok mu? Ahhh ne zaman dinlesem içim bir tuhaf olur, kendi kendime tarzanca mırıldandığım da çok olmuştur.

Açılışı da bir replikle değil ama beni damardan k-bağımlısı yapan bu müzikle başlamak istiyorum o yüzden.

Goong-Princess Hours

Dizimizin ikinci esas oğlanı Prens Yul nam-ı diğer acıların çocuğu 😀 babaannesi ana kraliçeye içini döküyor 23.bölümde. Karşılıksız kalan aşkına üzülen torununu teselli etmekte o tatlı babaanneye kalıyor.

Lee Yul: Halma Mama, bütün tutkularımı kaybettim. şimdi kalbimdekileri silip atamıyorum.

Ana Kraliçe; Şimdi zor geliyor olabilir, acılarını kontrol edemiyor olabilirsin. Ama öyle bir zaman gelecek ki, esen yele karışıp gidecek hepsi

Lee Yul: Gerçekten geçecek mi hepsi?

Ana Kraliçe: Elbette. 19 yaşındayken duyguların olmadan öleceğini düşünürsün. Ama 29 una yada 30una  geldiğinde hala bir hayatın olacaktır… Yul… bir şiir vardır…

Gözlerinden yaşlar döküldüğünü gördüm

ve fark ettim ki zor bir hayata sahip olmak

ve öyle anlarda ağlamak değil en kötüsü.

Asla sahip olamazsam bile sana, her zaman seni düşüneceğim

Seni arzulayacağım

ve tek yapabildiğim bir ahmak gibi yalnız başına ağlamak olacak o an…(en kötüsü de bu demek istiyor şiirde 😦 )

Secret Garden

Daha ilk bölümlerinden beni içine çekti bu dizi, yalın anlatımlı dizi filmleri sevdiğim gibi, insanı hayal alemine sürükleyen herşeye de bayılırım. Secret Garden yer yer bu iki yönünü de başarıyla sergiledi.

3. bölümdeki kütüphane sahnesi de favorilerimdendir, önce kitapların üzerinde beliren şiir daha sonra tüm ekranda tek tek beliriyor ki ben orda bitmiştim zaten 😀

“Anlamsız güneşli bir gün…

Kalbime doğru yol alan birisi var

Bir şansım olsun istiyorum

Karasevdam, güzel kadın…

Sen buralara yanlışlıkla gelmiş olmalısın…”

Bu güzel çeviriyi yapan kendisinsan’a teşekkürler…

Pasta

Seo Yoo Kyung adlı kızımız, La Sfera adlı lüks ve elit bir restoranda çalışan bir aşçıdır. Çin yemekleri yapan ve bir mahalle lokantası işleten aksi ve sert bir babanın kızı olarak romantizmden uzak büyümüş ve hayat mücadelesi içinde bir yaşam sürmektedir. Çalıştığı restoran ne kadar iyi de olsa, iyi bir şef olmak kolay değildir. Mutfak raconu gereği en alt tabaka olan kalfalıkla işe başlayalı da 3 seneyi geçmiştir. Baş şef olmak öyle kolay ve çabuk olmayacaktır, bunu biliyordur ama o ana kadar halinden memnundur. Ta ki çalıştığı mutfağın başına babasından daha beter olmasın huysuz bir şep (şef değil şep!) gelene kadar… Kendini ona ispat edene kadar bir dolu şey yaşanır o mutfakta.

Meslek ağırlıklı bir dizi olduğu için ki ben böyle dizilerin hastasıyım (Bkz: World Within(Radyo-Televizyon), Beethoven Virus(Klasik Müzik), Triple(Reklamcılık, Buz Pateni), SKKS (politika ve eğitim), Cain&Abel(Tıp) daha sayayım mı?) bol bol yemek yapmakla ilgili püf noktalara da değinilen dizide, gençlere emek olmadan yemek olmaz mesajını -her yönüyle- başarılı bir şekilde anlatılmış bence.

Benim psikopat gibi çalıştığım bir dönemde izlediğim bir diziydi bu. Hatta bloğuma kaktüs çiçeği adını vermem tamamen bu dizide geçen bir replik ile alakalıdır. 9. Bölümde La Sfera’nın esas kızımıza yanık 2. Esas oğlanı müdürümüz Kim Sam(Alex Choi) ablasıyla bir müzayedeye gider,  gezerken de bir tablonun önünde dururlar. Ablasının ona göre çirkin bir bitkinin resmedildiği bu tablo hakkındaki yorumundan sonra müdürümüzden beni dumur eden yorumun gelmesi de gecikmez.

Kaktüs Çiçeği

Kim Kang(Ablası); Bu ne?… Çirkin şeyin her tarafı dikenlerle dolu…

Kim Sam; Onlar çiçekleri.

KK; Çiçekleri mi?

KS; Baksana. Çok güzel, değil mi?

Kaktüslerin çiçek açması, birkaç yıl alır.

Neredeyse kendini öldürecek bir kuruma sürecine girer,son anda çiçeklerini açar.

Ne için var olduklarını bilir, sonuna kadar hayatta kalırlar.

Hala beğenmiyor musun?

Valla ben çok beğendim hatta blogumun adını bile o yüzden kaktüs çiçeği koydum 😀

Şepimiz huysuz mu huysuz demiştik değil mi, mutfağa geldiğinden beri de kızımız hayatını çekilmez bir hale soktu üstelik, gerçi sonra aralarında bir aşk doğdu. Tabi bu durum Seo Yoo Kyung’un babası tarafından fark edildi sonra, dertli babanın bir arkadaşıyla kızı hakkında dertleşirken sarf ettiği sözler hala aklımdan çıkmaz. Normalde ana karakterleri takip etmekten böyle yan karakterlerin konuşmalarına çok önem vermeyiz ama bu babanın yorumu da beni bu bakımdan ters köşe yapmıştır.

Öyle doğru bir tespitti ki, dizinin sonunda kızımızın açıkçası şefi değil de müdürümüzü seçmesini istemiştim (üzgünüm şep, iyi insansın filan ama iyilikten maraz doğar, huyun çok fena, bir ömür senle geçer mi be aksi adam!) Neyse ne diyordum, heh işte 10.Bölümdeki o replik 😀

Baba; İş yerinden, serserinin birini bulacak diye korkuyorum.

Hele bir de öfkeli bir adamsa, elinde bıçak falan varken şakası olmaz.

Arkadaşı; Öfkeli mi? Babasından öfkeye alışıktır o.

Baba; Bu yüzden daha büyük bir sorun ya…

Çabuk öfkelenen biriyle tanışsa bile korkmayacaktır.

Aksi ve sert ama göyaaa çok çok temiz! kalpli erkeklere olan sempatimi daha doğrusu takıntımı bu diziyle düzelttim diyebilirim. Resmen aydınlandım dostlar, siz siz olun evleneceğiniz erkeğin anlayışlı olup olmadığına çok dikkat edin. Her şeye kıl olan ve sözde sizi korumak için her şeye karışan biriyle bir ömür geçmez, hayat da öyle her gün güllük gülistanlık olmuyor yazık ki! Zor zamanlarda, olayları daha da kötü gösteren bir eşten daha kötüsü de olamaz. Hem zaten o kişi, iyi zamanlarınızda da her şeye bir kusur bulacaktır ve yine tadınızı kaçırır. Aman diim yani… Şimdi diyeceksiniz ki sen çok mu mükemmelsin de kendine böyle anlayışlı bir “beyaz atlı 2. Esas oğlan” istiyorsun, valla ben kendime öyle birini bulayım melek olurum melek heheh 😀  Hiçbir kusurum kalmaz o zaman merak etmeyin 😀

Dream High

Dream High aslında tam çerezlik keyifli dizilerden biri, müzik akademisinde geçiyor. Müzik Endüstrisi için itinayla yetiştirilen öğrencilerin başından geçen olayları konu ediyor. Bol bol flört olsun, şarkı türkü olsun izleyip dinliyorsunuz güzel güzel 😀 Ama ara ara o toz pembe tabloyu, bir köşesinden başlayıp diğer köşesine kadar kesip atmayı da ihmal etmiyorlar. Mesela 14.bölümde acımasız müzik şirketleri de konu edilmiş.

Daha lise çağında olan karakterlerden olan Baek Hee, zar zor bir şirketle çalışma şansını elde eder ki o noktaya gelmesi bile ayrı bir olay, sonrasında ise ayılıp bayıldığı o şirketin bir yöneticisi tarafından tacize hatta saldırıya uğrar ve zar zor arkadaşı tarafından kurtarılır. İki öğrencinin başına bela açan bu olayın akademideki hocalar tarafından duyulması gecikmez. Erkek hocaların hepsi kız öğrenciyi kurtaran erkek öğrenciyi temize çıkarmak için uğraşırken, Allah’tan kızcağızın damgalanmaması için uğraşan ortamda bir de bayan hoca vardır. İşte onu savunan o hoca  Shi Kyung Jin ile saldırıya uğramasıyla ağır bir depresyona giren Baek Hee’nin arasında geçen o duygusal sahne …

Baek Hee; Jin Guk, beni kurtarmak için Yönetmene vurdu.

Shi Kyung Jin; Ne?

Baek Hee; Bu olanları insanlara anlatmam lazım, fakat korkuyorum.

Eğer bunu açığa çıkarırsam, sonum olur. Bir daha gün yüzüne çıkamam.

Shi Kyung Jin; Bu yüzden, Jin Guk hiç bir şey söylemedi, seni korumak için.

Baek Hee; Ne yapabilirim? Bunu düzeltmek için ne yapabilirim? Jin Guk’a ne olacak?

Shi Kyung Jin; Sadece sessizliğini koru. Tıpkı şimdi olduğu gibi, bunu kimseye anlatma. Bence Jin Guk’ta böyle olmasını isterdi. Jin Guk bunu anlayacak.

Ve her şey yoluna girecek.

Bir gün geçtiğin de bu dünün haberi olacak.

İki gün geçtiğin de önce ki günün haberi olacak.

Ve bir yıl sonra artık, kimse hatırlamıyor olacak.

Tabi bu olay bir şekilde çözümlendi ve onun sonrasında Baek Hee’nin hocasına bir teşekkür edişi vardı ki, o sahne de beni hüngür hüngür ağlatmıştı, Aslında kızcağızın ağzından sadece teşekkür lafı dökülüyordu ama işte  teşekküür var teşekkür vaar  😦

 

Baek Hee; Öğretmenim, teşekkür ederim. Çok teşekkür ederim.

Shi Kyung Jin; Baek Hee, yakında hepsi geçecek. Endişelenme. Endişelenmene gerek yok.

Baek Hee;  Öğretmenim.

49 Days

Bir kaktüslü replik daha 😀

Song Yi Kyung; Bunu bana vermenin nedeni nedir? Kaktüs gibi, kaba ve dikenli miyim? İşten ayrıldın diye bana laf çakmak mı istedin?

Shin Ji Hyun; Hayır, ondan değil. Unni,

Dışarıdan sert biri gibi görünsen de gözyaşını içine akıttığını düşündüğüm için verdim.

Song Yi Kyung; Gözyaşı mı? Kaktüsün içinde gözyaşı mı var?

Shin Ji Hyun; Geçen sefer bir dizide izledim.

Ağlayamayan insanlar için bu benzetme yapılıyordu.

Love Shuffle

Şahane bir japon dizisidir, dizide geçen her repliği buraya yazmak vardı ya neyse 😀 5.Bölümde Usami Kei’nin ağzından dökülen slogan gibi replikler de yeter de artar bile…

Bu ülkenin nesi var?

Bütün yüksek rütbeli bürokratlar özel sektörden emekli olduklarında yüksek miktarda maaş alıyorlar.

Üstelik gençler iş bulamazken. Kötü ekonomi bunun için bir sebep olamaz. Kesintilerin, kurumsal küçülmelerin canı cehenneme.Yönetimdekiler beceriksiz, bu yüzden gençler cezalandırılıyor. Sözleşmelerle geçici personel alıyorlar, ama bu insanlar ne zaman gerçek işçi olabilir?

Kendilerinin durumu yerinde ya sorun yok o zaman di mi?
Her şey yolundaymış !!!
Bana bir iş verin!
Bana güvence verin!
Bana bir hayal verin!
Bana bir gelecek verin!
Japonya! (Bu kısımda Türkiyee diye bağırasım vardı :D)

Daha böyle saydırmaya devam etti aslında da ben burda kestim 😀

-BİTTİ-


Bittiii 😀 Bu mimi de yazmanın haklı gururuyla sizlere veda ediyorum 😀 Daha çok dizi var tabi bahsedilecek ama şuan da bile keşke world within’den SKKS’den, Mawang’dan, Triple’den bir şeyler daha ekleseydim diyorum ama bu mimin sonu yok arkadaşlar 😀 😀 Hep birşeyler eksik kalıyor zaten 😀

Mimi yollayan arkadaşlara burdan tekrar teşekkür ederim, çok hayırlı bir iş yaptınız yoksa içimde kalacaktı bu mim 😀 çommal komao 😀

Ju Ji Hun 주지훈

Ju Ji Hun kimdir? Ve ben neden Gong Yoo varken bu zatı muhterem hakkında bir yazı yazıyorum? Biraz sabırlı olun dostlarım hepsini açıklayacağım. Tabi zevkler ve renkler tartışılmaz en nihayetinde, oyüzden yazımın sonuna geldiğinizde hala “Gong Yoo’da Gong Yoo!!” derseniz o noktada elimden yapacak bir şey gelmez:) Hatta yeni rakipler edinmediğim için mutluluk bile duyabilirim bu durumdan:) Efendim Ju Ji Hun Oppa, 16 Mayıs 1982 doğumlu olup aktörlükten önce iyi bir modellik kariyerine sahip iken sonradan beyaz ekrana transfer olmuş çok yetenekli bir koreli kardeşinizdir. ( Kardeşinizdir diyorum dikkatinizi çekerim, öyle hemen sulanmak yok, çünkü o benim Ju Ji Hun’um, ani sizin 🙂  ) Toplasanız 3 kore dizisi, 2 de sinema filminde yer almış olsa da, tecrübeli aktörlere taş çıkaracak kadar iyi bir oyuncudur kendileri.

Oyunculuk kariyerine 2004 yılında yayınlanmış Old Love adlı hiç bir yerde bulamadığım(!) bir diziyle adım atmıştır. Sonrasında ona uluslararası ün getiren yapım ise Goong-Princess Hours(Hayallerimin Prensi-TRT) adlı dizidir ki bizim TRT’de bile yayınlanmıştır. Ben o zamanlar yüksek lisans sevdasıyla kendimi laboratuvara kapattığım için anca daha yeni kendisini tanıma fırsatım oldu. Derken bir Ju Ji Hun sevdası başımı sardı ve yeraldığı diğer yapımları da aramaya koyuldum.

Goong – The Princess Hours

2006 yılı yapımı, romantik komedi diyebileceğimiz Goong-Princess Hours’da oynadığı soğuk nevale prens rolünden sonra 2007de ters köşe yaparak polisiye bir dizi olan Mawang-The Evil’da soğuk kanlı bir avukatı oynayarak beni çok şaşırtsada, polisiye dizi-filmlerini hiç sevmeyen beni bile etkilemiştir bu diziyle. Efendim dizinin konusunu anlatmayacağım ama Lost da olduğu gibi dizideki tüm karakterlerin geçmişte birbirleriyle bir şekilde karşılaşmış olmasının diziye ayrı bir gizem kattığını söylemeliyim, Ji Hun da rolünü ustalıkla oynadığı için şöyle bir en kırmızı kurdelalısından “Beş Yıldızlı Pekiyi”‘yi benden kapmıştır.

Ji Hun’un en sevdiğim yanıda yer aldığı projelerin birbirinden çok farklı yapımlar oluşu, kendini hiç tekrarlamadan hep farklı karakterlere bürünüyor. Goong’dan sonra yine gençlere dönük yeni bir dizide oynayabilirdi ama onun yerine kendisine farklı bir yol çizmeyi tercih etti. Bu iki diziden sonra Ji Hun’u yine birbirinden farklı 2 sinema yapımında izleme şansınız var. İlki 2008 yapımı Antique Bakery… Bu filmde pastadan nefret ettiği halde pastane açan genç bir adamı oynuyor. Charlie’nin Çikolata Fabrikası’nda kullanılan bazı çekim tekniklerini burda da görmek mümkün ama senaryo yine kendine özgün, pastadan neden nefret ettiğini ve neden pastane açtığını filmi izlerken adım adım öğreniyorsunuz. Bu filmde de yarattığı karaktere bayıldım, her zamanki gibi mimiklerini büyük bir ustalıkla kullanmış.

서양골동양과자점 앤티크 – Antique Bakery

Geldik Ji Hun’umun son filmine efendim burda da esas oğlan mutfaktan çıkmıyor ama bu defa bir aşk üçgeni mevzu bahis. Filmde kendisine Mawang-The Evil’daki rol arkadaşı Şin Min-A (신민아 ) eşlik ediyor. Burda oynadığı karakterin mimikleri, o salaş halleri ve esas kızımıza serenat yaparken söylediği şarkıya bayıldım.

Ju Ji Hun – Sarang Pakke Nan Molla

“Dès lors que vous etes près de moi
Je m’évanouis dans vos regards
Hier, la gorge nouée
Anjourd’hui grâce à vous
Demain je sais viendra la joje

Sans grâce et sans masque, non non
Seule la tenddresse pouvait m’épancher le coeur

Et donner à l’oubli tous ces moments vécus
Car depuis vous je me sens impuissabt
En votre absence
Sarang pakke nan molla”

Filmden bu kadar ipucu verebiliyorum, fazla bile, çok merak ettiyseniz izlersiniz:)

키친 – The Naked Kitchen

Yeni gözdem Ju ji Hun’umu size en sonunda tanıtabildiğime göre artık siz karar verin, Gong Yoo mu Ju Jin Hun mu? 🙂