Mim – En Sevdiğim Dizi Karakterleri

Sağbeyin‘den (hayır benimkinden değil blogger olandan 😛 ) bana bir mim geldi geçenlerde 😀 😀 Bende dünden razı bir şekilde hop atladım tabi mim’e 😀 Zaten izleyip de tadı damağımda kalan o kadar çok dizi var ki, hepsini gelecekteki bana, hatıra diye anımsatmak için buraya tek tek yazmak istesemde, mümkün değil yetişemiyorum bir türlü. Malum her mevsim yeni yeni diziler çıkıyor Kore’de, bırak anlatmaya izlemeye bile insan yetişemiyor 🙂 Ama neyse ki böyle güzel mimler var da ucundan azıcık da olsa onlardan bahsetme imkanı buluyorum 😀 Sağbeyin’e buradan tekrar teşekkür ederim 😉

Öncelikle en sevdiğim dizi çiftlerini aradan çıkarmak istiyorum izninizle, sonra sevdiğim karakterlere tek tek geçeceğim.

Cha Moo-hyuk(So Ji Sub) &  Song Eun-chae ( Im Su Jung)

I'm Sorry, I Love You/ 미안하다, 사랑한다

İlk çiftimiz hüzünlü bir aşk hikayesinden geliyor. Tabiki i’m Sorry, i love you yani MİSA’dan bahsediyorum 🙂 So Ji Sub’ın reklamlarının bile hastasıyım, o yüzden izlediğim dizileri arasından bir karakter seçemedim, onun yerine en iyi çift olduğu dizideki karakterini seçmeye karar verdim 🙂 Dram yüklü olduğu için ben bu diziyi izlememek için o kadar direndim ki anlatamam. Şimdi gülüyorum o hallerime 😀 Ağla gitsin ne var, böyle güzel bir diziyi izlemeye engel mi ki acıklı olup olmaması! 🙂

Dizinin her karesi, her metni ayrı acıklıdır ama şu sahnedeki halleriyle hatırlamak istiyorum ben. Dizideki en tatlı sahnelerden biridir bu, bir daha da Cha Moo-hyuk(So Ji Sub) ve  Song Eun-chae ( Im Su Jung) çiftinin böyle huzurla birbirlerine sarıldıkları sahne olmadı sanırım 😦 İzlemek için Bkz

Choi Han Kyul (Gong Yoo) & Go Eun Chan (Yoon Eun Hye)

The 1st Shop of Coffee Prince / 커피프린스 1호점

Ne kadar tatlı çalışma öyle değil mi? Bu seferki kahramanlarımızda süper bir romantik komediden! Amerikan dizilerinden Kore dizilerine kaydırmak istediğiniz çok sevdiğiniz arkadaşlarınız mı var, ilk adım Coffee Prince’i izlettirmek olmalı gerisi gelir zaten 🙂 Hem tipik Kore dizilerine benzemiyor hem de Korelilerin bütün o içten ve samimi yönlerini yansıtan modern zamanlara ait sıcacık bir dizi. Dizinin afişini koymak yerine bu güzel hamurişi, göz nuru şirin şeylerin fotosunu yazıya iliştireyim istedim 😀 Nerden nasıl buldum hatırlamıyorum ama :S

İzlemek için Bkz

Maestro Kang Gun Woo (Kim Myung Min)

Beethoven Virus / 베토벤 바이러스

Maestro Kang,  diziler içinde en sevdiğim karakterdir, kadın erkek demeden sıralama yapsam da aynı şekilde listenin başında yer alır. Bu diziyi çok severim zaten. Dizi haricinde neden mi maestroyu bu kadar seviyorum, bir kere kendisi insanı feci şekilde silkelemesiyle ünlüdür. Kendine mi acıyorsun, hayatını hep mi erteledin, üstelik kendini sevdiğin insanlara adadın diye kandırıp yeteneklerini hayallerini mi harcıyorsun? O zaman reçetenize bir adet Maestro Kang yazıyorum. Her insan kendini ömründe en az bir kere, yaş kaç olursa olsun Beethoven Virus dizisinin bu terapi etkili öyküsüyle önce biraz silkelemeli sonra da hırslandırmalı! Demedi demeyin. Maestro Kang’a hayat veren aktör Kim Myung Min de ayakta alkışlanmalı sanırım. Dizi bitip, özel bölümü de izlediniz mi ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. İzlemek için adres bkz

Hay sen çok yaşa emi Mastro Kang 😀 (Okuyana Not: Yazar burada bunun yalnızca bir dizi karakteri olduğunu bilmektedir, sadece çok pis gaza gelmiştir o kadar 🙂 )

Seo Na Yoon (Wang Ji Hye) 

Protect The Boss / 마지막 여비서

Allahımmmm ölüyorum bu kıza, tumblrdaki bütün fotolarına giflerine saatlerce bakıp gülebilirim 😀 O nasıl surat ifadesidir, ağladığında bile gülüyorum ya 🙂 Dizinin bir bölümünde Jaejoong  ile Müzikale gitceklerdi sanırım, işleri nedeniyle esas oğlan gecikince bizim kız ezik ezik oturduğu koltuğunu sinivermişti. Bu sahne de işte o bölümden geç de olsa jaejoong geldi tabi, ama şunun triplerine bakın ya 😀 Dediklerimden hiç bir şey anlamadıysanız suç bende değil, daha diziyi izlememişsiniz o kadar 😀 İzlemek için adres Bkz

Gumiho ( Shin Min Ah)

My girlfriend is a Gumiho / 내 여자친구는 구미호

Bu çalışma www.leeseunggiworld.wordpress.com adresinden alınmıştır.

Ekranların en tatlııı tilkisi 🙂 Şu tipe bak yaa 😀 😀 Kimdir nedir hala bilmiyorsanız, sizi My Girlfriend is a Gumiho dizisini izlemeye davet ediyorum. İzlemek için adres Bkz

Joo Yoo-Rin ( Lee Da Hae)

My Girl / 마이걸

Bu çalışma www.yeppudaa.com adresinden alınmıştır.

İkinci izlediğim kore dizisi My Girl sanırım. İyiki de izlemişim, romantik komedi nedir bu diziden öğrendim resmen, tamam dizinin sonuna doğru biraz damardan hüzün basıyorlar ama genel itibariyle komedi dizisidir bu 😀 Lee Da Hae’nin canlandırdığı Joo Yoo-Rin karakterine gelirsek, kendisi ustalıkla bir mandalina bahçesine dalıp sonrasında oradan yürüttüklerini tekrar sahibine satabilecek kadar beceriklidir.

Estetikli bayan oyuncular arasında en kusursuz surat onunkidir herhalde, nasıl ayarında yaptırıyorsa artık yine de harika mimikler yapıyor hatun 🙂 Yetenek de böyle bir şey olsa gerek 😀  Neyse ne diyordum. Eski bir dizidir ama çok matraktır, My Girlfriend is a Gumiho’nun senaristlerinin elinden çıkmadır zati daha ne olsun 😀 O senaristler yani Hong Kardeşler bu sene bir kez de The Greatest Love ile kalbimizi kazandılar. Yarattığı karakterler her zaman böyle de akılda kalıcı oluyor bu hatunların 🙂 Lee Da Hae’yi bu harika karakteri canladırırken izlemek istiyorsanız işte adres Bkz

Dok Go Jin  (Cha Seung Won)

The Greatest Love 최고의 사랑

Hong kardeşlerin bize armağan ettiği bir şahane karakter daha… Dok Go Jin nasıl bir insansın sen ya, aslında lafım karaktere değil oyuncuya 😀  Böyle ciddi bir yüze sahipken böyle matrak bir karaktere bürünmeni çözememişken bir de üstüne  40 yaşında olduğunu öğrendim iyi mi! 🙂 😀 Ama helal olsun ne diyeyim 😀 Diziyi izlemek için adres Bkz

Sung Ye Eun (Kim Yoo Bin)

Oh! My Lady / 오! 마이 레이디

Ne alaka diyeceksiniz biliyorum ama sevdiğim karakterler listeme şöyle bir baktım da sonu yok 😀 En iyisi kestirmeden gidip bu sevimli ufaklıkla kapanışı yapmak  😀

Bu ufak kızımızı ve de Siwon’u ben bu dizide keşfettim. Ufaklığı geçtikte Siwon’u da mı bu dizide farkettin diyenleriniz olabilir ki çok mantıklı bir tepki 🙂 Kader utansın diyorum ne diyeyim 🙂 Diziyi izlemek için adres Bkz

Farkındaysanız ben normalde pek öyle dram izleyen biri değilim,  So Ji Sub olmasa izleyeceğim de yok 😀 Ama izlettiriyor işte benim ajussi naparsın 🙂 Neyse efendim bir mim de burada biter, bir sonraki mime kadar görüşürüz 😀

Bu mimi de pek değerli kok’a yani  egosantrikrapsody ‘e pasladım gitti 🙂

Mim Çemberi

Hikaruivy – En Sevdiğim Dizi Karakterleri

Uzuunhikaye – En Sevdiğim Dizi Karakterleri, rötarlı bir mim

Harmony – En Sevdiğim Dizi Karakterleri

Sağbeyin – En Sevdiğim Dizi Karakterleri

So Ji Sub – Biyografi: 4 Bölüm (MİM)

Ji Sub sonunda kendisine uluslararası şöhret getirecek yapımlarda oynama şansını elde eder.

What Happened in Bali (SBS, Ocak 2004)

En özgün ve zekice kurgulanmış yapımlardan biri olan dizide, karakterlerin hangisi iyi hangisi kötü ayırt edilemezken, aşk ve açgözlülük arasında olayların yönü değişmektedir. Şüphe ve entrika olgusu da izleyiciyi ekrana kitler. Tabi bu başarıda ana karakter oyuncularının birbirinden iyi performans göstermesi de etkilidir, özellikle de jönlerimiz So Ji Sub ve Jo In Sung 😀 In Sung diziden önce de zaten popüler bir yıldızdır ama aktörlük yeteneğini henüz ispatlama fırsatı olmamıştır. Ji Sub’un oyunculuğu ise kendini göstermeye başlamıştır ama yıldız olma potansiyeli olup olmadığı hala muammadır. Bu dramayla, her ikisi de kendini ispat etme şansı yakalar. In Sung, oyunculuğunu nasılda ilerlettiğini gösterir, Ji Sub da kitleleri nasıl etki altında bırakabildiğini gösterir. Sonuç olarak, Ji Sub’un hayran kitlesi daha da artar, geçen yıl da aldığı SBS’nin yılın en iyi aktörü ödülünün yanında bir de Yılın En Popüler Oyuncusu dalında Baeksang Ödülü’nü eve götür (1)(2-foto).

Diziye şu adresten ulaşabilirsiniz 😀

I’m Sorry, I Love You – MİSA (KBS, Kasım 2004)  * DİKKAT SPOİLER ÇIKABİLİR!

İşte efsane dizi… i’m sorry i love you/ Mianhada, Saranghanda. Diğer bir değişle Mi-Sa. Dizide oynayan ana karakterleri de diziyi izleyenleri de alıp götürür bu dizi. Diziyi şöyle bir hatırlamak bile insanın içini burkar… Nasıl anlatsam hani “süper baba”nın “Bana bir masal anlat baba” şarkısı bir yerlerde çalsa içiniz bir tuhaf olur ya, ya da Parliment Pazar gecesi sinemasının o melodisi çalınsa kulağınıza tüyleriniz diken diken olur, işte bende ne zaman dizinin tema müziğini yani Yuki No Hana’yı dinlesem böyle hissediyorum. Dizi de bir çok karakter var ama modern zamanın Romeo&Juliet’ini oynamak üzere So Ji Sub ve Lim Su-Jeong canlandırır bu karakterleri. İki oyuncuyu da tanımayan kalmaz bu diziden sonra, KBS’nin en iyi oyuncu, en iyi çift ve halkın oyuyla en popüler yıldız ödülünü alırlar. Yalnız Kore’de değil Japonya’da(İlbon da diyebiliriz 😀 ) da büyük bir hayran kitlesine sahip olurlar. İlerleyen yıllarda özellikle de Ji Sub, en yüksek ücret alan yabancı(Japon olmayan) ünvanını bile elde eder.  İri cüsseli bu adam yani Cha Mu-hyeok karakteri artık unutulmazlar arasına girer. O da bir Halyu Star’dır.

Dizinin hazırlıkları sırasında prodüktör gelip Ji Sub’a şunları söyler; “Dizimizin başarılı olması da batması da senin elinde.” Hiç baskı yapmamışlar yani 😀 Sonuç olarak Ji Sub’un oyunculuğu göz doldurur ve Kore Drama endüstrisinin en iyi yapımlarından biri yapar diziyi. What Happened in Bali’de Beaksang Ödüllerinden birini eve götürmüştür 2004’de, 2005’de bu defa en iyi aktör ödülünü alır. Ödüle doyar anlayacağınız.

Şimdi sevgili winpohu’ya bir sürprizim var, hani vaktiyle en sevdiğiniz replikler mimi başlatmıştın hatırlıyor musun? işte Ji Sub’cum bunu duymuş, gelip bana dediki akşam “bende mim yazmak istiyorum, istiyorum da istiyorum”. “Tamam JiSub’um yaz, winpohu’ya söylerim ben, senin için yayınlarız o mimi, üzüldüğün şeye bak” dedim.  İşte Ji Sub’un hiç bir yerde bulamayacağınız o mimi 🙂  Ama ondan önce Ji Sub beri bak sana bir çift lafım var;

Ji Sub-shi!… namı diğer Cha Mu-hyeak!… namı diğer bay sapık… namı diğer ajusshi… naa nomu nomu saranghanda 😀

Oh söyledim de rahatladım 🙂  devam edelim…

Ji Sub’un Misa’dan En Sevdiği Replikler (3)(4)

Dizide Mu-hyeok’u oynarken, başka birine sonsuz sevgisini verebilen birinin kendisini de mutlu bir insan yapacağını anladı. Hayranlarıma olan sevgimin onların bana olan sevgisi kadar olamadığını hissediyorum, hiç değilse beklentilerinin yarısını onlara yansıtabilmeliydim… Böyle düşünmeye başladım artık. (bu laf bana, aldım mesajı oppaa 😀 )

Canlanırdığım Cha Moo Hyuk karakteri, çok tutkulu ve sevgi dolu biri özünde. Eğer onu bir hayvana benzetecek olsaydım, size kesinlikle onun vahşi bir köpek olduğunu söylerdim.

Onun diyaloglara yansıyandan daha fazla öyküsü var aslında. İlk seferde onun acıklı bir yaşam öyküsü olduğunu anlamıştım. Aslında ayrıntıya inilse çok iyi öyküler de var. Senaryoda bu ayrıntıları açığa çıkarmam gereken çok fazla sahnem vardı ama bunu kameraya yansıtmak çok zor oldu benim için. Bir keresinde, 2,5 gün boyunca tek kelime etmedim ve bunun üzerine çekimlerin yarıda bırakmak zorunda kaldım – nasıl oynayacağımı şaşırmıştım,  Moo-Hyeak’ı nasıl canladırmam gerektiğini bulamadım bir türlü- o yüzden sakız çiğneme şeklimi yada şapkayı kullanarak ifade etmeye çalıştım. Hala merak ediyorum tüm bıraktığım ipuçları anlaşıldı mı? Moo-Hyeak’ı daha iyi anlamanız için ondan geriye bu tarz bir çok ipucu bırakmaya çalıştım.

Başlangıçta, Moo-Hyeok’un dizinin sonunda gözyaşı dökmemesi gerektiğini düşünmüştüm. Ama bir kere çekimlere başladıktan sonra, gözyaşlarıma hakim olamadım (bizi de helak ettin zaten ekran başında 🙂 )

Rol gereği 4-5 kg vermeliydim, sonuçta ölmek üzere olan hasta birini oynuyordum. Önce diyet yaparak kilo vermeye başladım ama sonrasında kendiliğinden kilo kaybetmeye başladım. Moo Hyeak’ı canlandırmanın stresi altında böylelikle hızla kilo vermiş oldum. Cidden bu dramayı yapmak benim için çok büyük bir sorumluktu, oynadığım diğer dramlarda elimden gelenin %100 en iyisini yapmaya çalışmışsam eğer bu dramada bu %101’dir. Kabiliyetimin çok daha üstünde çaba sarfettim ve şanslıyım ki insanlar bunu memnuniyetle karşıladı.

Şahsen, Moo-Hyeak’ı oynamak çok ilginçti ama Hyun Woo karakteri daha ilginçti, onu oynadığım sahnelerin daha fazla olmasını isterdim. Hyun Woo, Moo-Hyeak’ın söze dökemediklerini söyleyebiliyordu (sözle söylese gene iyiydi, şapır şupur az “öç” almadı tilki 🙂 ). Kötü bir kişiliği olmasına rağmen onu oynamak zevkli geldi.

Sevdiğim Sahneler ve Replikler – Mim 😀

Moo-Hyeak ve Eun Chai’nin aşkı  ilk olarak çadırda içki içerken öpüşmeleriyle başladı. Ama Moo-Hyeok için acı dolu bir andı aynı zamanda, Eun Chai’ye bakarken hem onu hem de eski eşi Ji Young’u hayal ediyordu. O yüzden ben bile emin değilim Moo Hyeak gerçekte kimi öptü? Ben de sizin kadar merak ediyorum bunu. Şaka maka kimi öptü acaba bilen varsa bana da söylesin 😀

tipe gel 🙂

“Benimle yatmak mı istiyorsun?  Bana bir kere bağlanırsan asla elimden kurtulamazsın. Ona göre adımını doğru at, kendinden emin değilsen deneme bile.”

Bu diyaloğu okuduğumda “ne pis herif bu” dedim. Bizim tayfa ise atladı hemen “kadınlar böyle belalı tiplere aşık olur”. Ben de böyle ilgimi çeken bir kızla tanışırsam bu taktiği belki deneyebilirim diye düşündüm önce, ama söylediğim anda hemen böyle davranacak biri olmadığımı söylerim herhalde. Zaten asla böyle bir şey söylemeye kalkışmam ahahaha (ben gülmedim bu sefer o güldü 😀 )

“Bana sarıl… aynı Yune’a sarıldığın gibi, bir kere bana sarıl”

Eunchae sevdiği birini hiç karşılık beklemeden sevdiğinde bu durum Mu-hyeok’ın gözünde onu daha güzel biri haline getiriyordu ve Eunchae’nin Yune’a olan sevgini kıskanmasına hatta sırf bu yüzden bile Yune’dan daha çok nefret etmesine neden oluyordu. Bu repliği okurken, hayranlarımın da beni aynı annem gibi karşılıksız nasıl sevdiklerini düşündürdü. Bu açıdan bakıldığında ben Mu-hyeak’dan mutluyum tabiî ki. Buna ilaveten, Mu-hyeok gibi hasta olmadığım içinde çok mutluyum.

“Gitme… gitme EunChae. Sana ayak bağı olmayacağım, lütfen gitme.”

 Bu sahne de Mu-Hyeak’ın tüm acısını ve kederini hissettim. Eğer hayatınızın aşkını bulmuşsanız, böyle bir durumda onun gitmesine mani olmalısınız. Diğer taraftan, ben beni bırakan hiçbir sevgilimi böyle durdurmaya çalışmadım (Gidene dur demem icabında 😛 ). Eğer gerçekten gitmek istiyorlarsa onları bu kararlarında özgür bırakırım her zaman. Yine de hayatımın aşkını bulduğumu düşünürsem onu kesinlikle bırakmam, Mu-hyeok gibi onu sıkıca tutar ve asla bırakmam. Son bir anekdot eklemek gerekirse, çekimin yapıldığı gün hava bız gibiydi, çekim nedeniyle uzun süre betona oturmak zorunda kaldım, öyle soğuktu ki beynim dondu resmen 😀 (kı*ım dondu demiyor da şuna)

Say say bitmiyor sahneler… Eun Chai ve Moo Hyeak’ın dar sokakta göz yaşları içinde öpüştükleri bölüm de hatırda en çok yer eden sahnelerden biri sanırım.

“Tanrım, eğer var isen, ant içerim ki… Song Eun Chae kalan zamanımda yanımda olabilirse, kalan zamanım onunla geçerse, hiçbir şey beni öfkelendiremez artık. Tüm yapacaklarımdan vazgeçerim, tüm kin ve öfkemi geride bırakırım. Hepsini çöp gibi fırlatıp atarım ve sükunetle gözlerimi yumarım Tanrım. Sana yemin ederim.”

Kendi kendime konuştuğum bu sahneyi okurken, hissettiğim şey… nasıl anlatsam… içim parçalandı diyebilirim. “Yalnızca Son Eun Chae gibi masum bir kadın böyle bir adamı mutlu edebilir ve kalan zamanında tüm kinini bir kenara bırakmasını sağlayabilir ancak” diye düşündüm. Bende kin ve öfkemden kurtulurdum ama sükunetle ölebilir miydim emin değilim…. Ölüp gitmek benim için çok zor olurdu. Tek düşündüğüm şey intikam olurdu. Mu-hyeok’un intikamı! Doğru düzgün hiç sevilmemişken gerçek aşkı bulmuştu ama aynı zamanda çok kısa bir ömrünün kaldığını öğrenmişti, zamanı daralıyordu. Senaryoyu okurken sürekli “çok üzülüyorum bu çocuğa” dedim 😛 (tamam bu şekilde demedi ama lafı buraya getirdi işte 😀 ).

Ve Ji Sub’un bu sahneyle ile ilgili son yorumu…

“ I shall meet such sincere love 😀 ”

huzurlarınızda bu cümlenin nasıl da bana yapılmış bir “Deytı” olduğunu ispat edeceğim çingular 😀

Benim adım ne? Kaktüsçiçeği değil, makinosev de değil… benim gerçek adım Sevgi, o cümleye gelirsek, yavaş yavaş çevirelim, önce cümle de geçen “love” kelimesinden başlayalım 😀

Ji Sub: I shall meet such sincere Sevgi!  😀

Tr Sub: Böylesine temiz kalpli olan Sevgi ile buluşacağım 😀 ( Çeviri deyip geçmeyin, uzmanlık ister)

N’oldu şiştiniz deee mi? Kıskandınız deee mi? İşte ne zamandır söylemek isteyip de itiraf edemediğim sırrımı söyledim çingular, yazının başında “saranghandaaaa” diye böğürdüğümde  kendi kendime gelin güvey olduğumu sandınız ama şimdi çok mahçup olduğunuz deee mi? Hem olur böyle şeyler, eminim zamanla kabullenip benim için çok mutlu olacaksınız… Bu arada dün Hikaruivy’cim merak edip sordu bana, “Ji Sub’un sevgilisi neyi var mı?” diye, bu itiraf biraz da ondan (Hikaruivy’cim öpüyorum seni ) 😀 ah çingularım darısı sizin başınıza ne diim 😀 Allah sizin de gönlünüze göre versin (amin) 😀

 “Ya bir şeyler yiyeceksin ya da beni öpeceksin! Ya bir şeyler yiyeceksi ya da benimle yatacaksın!

Ya benimle yemek yiyeceksin ya da benimle yaşayacaksın! Ya bir şeyler yiyeceksin ya da… (yaşlar dökülür artık)  benimle öleceksin!”

Bu sözleri söylerken ses tonumu ayarlamakta baya zorlandım, dalga geçer gibi kinayeli mi konuşmalıydım yoksa sizinde izlediğiniz şekliyle bağıra çağıra mı söylemeliydim? bunu düşündüm. Yönetmenle üzerine konuştuktan sonra, feryat figan söylememde karar kıldık.

Bu sahnedeki gibi bir yandan repliği söyleyip bir yandan ağlamak gerçekten zor bir işti. Aslında, tüm çekim ekibi düşündüğümden daha da fazla acıklı buldu sahneyi. Ben de çok etkilendim tabi ki… Mu-hyeak çok acı çekiyor olmalıydı. Mu-Hyeak’ın karakteri ve ses tonu(konuşma şekli) benimkinden oldukça farklı. Gerçekte ben, birini çok seviyorsam bile bu kadar açık konuşamam. Ayrıca, eğer hoşlanmadığım bir durum varsa, bunu dışarı yansıtmam ama Mu-hyeak etrafa bağırıp çağıracak kadar kendini ifade etmede rahat ve gözü pek. Sizinde bildiğiniz gibi ben alçak sesle konuşurum ama Mu-hyeak yüksek sesle konuşuyor, ben bunu da yaşamı boyunca çok acı çekmesine bağladım. Hayatında çok defa terk edilmiş olmasına rağmen kalbinde kontrol edemediği bir aşk tomurcuklanıyor. Hiç böyle büyük bir aşk yaşadım mı diye düşündüm önce, hiç benim başıma böyle bir şey gelmedi. Mu-hyeak’u canlandırırken, onun gibi içten gelerek birine karşı böyle bir sevgi duymayı öğrenemedim belki ama hayata dair bir çok şey öğrendim ondan.

“Bazı insanlar eğlencesine sever birilerini aynı sakız çiğner gibi, ama bazıları da o sevgi için canını verir.”

Bana şunu düşündürmüştü okuduğumda, birini sevmek her zaman kolaydır ama sorumluluğunu taşımak o kadar da kolay değil, eğer sevmenin ağırlığını taşıyamazsan sevdiğin kişiyi incitirsin yalnızca. Bende sevmek konusunda benzer düşünüyorum, içtenlikle sevmeli insan. Düşünürsek bu cidden anlamlı bir replikti ama sahnenin çekildiği asansör çok dardı ve benim Hyunwoo kılığından çıkıp Mu-hyeok’a dönmemi de aynı yerde çekmek zorundaydık ve bu tek çekimde olmadı tabi 😀 asansörle çok defa çıkıp çıkıp indim. Bu yüzden biraz da başdöndürücü(!) bir sahne oldu diyebilirim 😀

Kızkardeşinin evinin önünde basamaklara oturup düşünürken, Moo Hyeak öyle acı çekiyordu ki ilk defa ağzından “Anne” sözcükleri döküldü. Moo Hyeak için çok acı vericiydi hali ama onu canlandırırken ben daha çok acı çektim açıkcası. Böyle bir sahneyi nasıl canlandıracağım konusunda çok endişeliydim ama kamera bana döndüğünde şansım yaver gitti ve her şey kendiliğinden oluverdi. Moo-Hyeak açısından bakarsak bu en acıklı sahneydi.

Metronun merdivenlerinde Eun Chai’nin, Moo-Hyeak’a olan aşkını ilan edişi hafızama kazınan en güçlü sahneydi. Eun Chai merdivenlerde öyle durmuş çığlık çığlığa “Seni Seviyorum” diye bağırıyordu, kaç defa bunu söyleip durdu hatırlamıyorum ama Moo Hyeak tek kelime bile etmedi. O anda, eğer ona sarılsaydı yada onu sevdiğini söyleseydi ki yapamazdı, çünkü o zaman öylece ölemezdi(ölmek zor gelirdi anlamında söylüyor sanırım).

“Bana biraz yiyecek bir şeyler verebilir misin… lütfen… benim için yemek yapabilir misin?”

Son olarak 16. Bölümde Moo Hyeak’ın annesinin yaptığı rameni yediği sahne bence, tüm bu sıraladığım sahneler arasındaki en vurucu sahnedir. 16. Bölümün senaryosu elime geldiğinde yine “nasıl canladıracağım bu sahneyi” diye endişelendim.

Moo Hyeak ilk ve de son kez öz annesinden onun için yemek yapmasını istiyordu.

Bu sahne pişmanlık dolu çok acıklı bir sahneydi. Hala düşündükçe göz yaşlarıma hakim olamam (Biz de yivrum biz de 🙂 ).

EDİT:  Ji Sub’un Misa’da oynarken etkisinde kaldığı bu sahneleri bir de canlı canlı onun ağzından dinlemek isteyenler varsa hiç üzülmesinler, ne yaptım ettim buldum o videoyu 🙂

Alternatif 1

http://www.56.com/u21/v_MTk2MjQ1Mzg.html

Alternatif 2

http://www.tudou.com/programs/view/e0A906eiQu0/

Hazır ağlamaya başlamışken bir de Yuki No Hana’yı So Ji Sub’un sesinden dinleyelim isterseniz. Mavi takımı içinde şarkıyı dinlerken, tüm acımı unuttum nedense 😀 😀

Diziyi hala izlemediyseniz, şu adresten ulaşabilirsiniz.

EDİT: Bir de animesini yapmışlar 2008’de ama yine çok ben acıklıdır diye seyretmedim 😀 Animenin adı sory I Love you: between of one year. Şimdi burdan direkt link veremiyorum wordpress amca bana takmasın diye ama internette “Sorry I Love You: Between of One Year megauplaod” yazın hemen link karşınıza çıkar. Türkçe altyazı henüz yok ingilizcesi için şu adresden faydalanabilirsiniz 🙂

  O şimdi Asker (Public Officer in Mapo District Office, 2005 Şubat – 2007 Nisan)

 Her büyük proje sonrasında oppaların askere kaçmasına alıştık, Ji Sub’da drama endüstrisindeki yerini Misa’yla sağlamlaştırdığını anlayınca fırsat bu fırsat vatani görevi için kolları sıvadı tabi. O askerliğini yapadursun, biz de sizinle askerlikten sonra yani 5. Bölümde görüşürüz.