Hoshi No Koe- Voices of a Distant Star 2003


Naboru, birbirimizden çok ama çok uzağız belki ama 

Ya düşünceler zamanı da, mesafeleri de alt edebiliyorsa?

Naboru, hiç bunu düşündün mü?

Bir an için böyle bir şey gerçek olsaydı.

Ne düşünürdüm acaba

Mikako ne düşünürdü acaba

İkimizde tek bir şeyi düşünürdük herhalde. Değil mi Naboru?

Watashi wa koko ni iru yo!

Bu son cümlenin bilerek Türkçesini yazmadım, öyle bir gün geçirdim ki zaten, konuşurken mutlu mesut ama içimde isyanlar, herkesin duyabileceği şekilde söylersem hüngür hüngür ağlarım herhalde…

Herkesin başına gelmiştir,  bir an için dolunaya tutulmuş gibi içten gelen bir depresyon dalgasına tutulursunuz. Ve aniden film şeridi gibi gözünüzün önünden geçen hayatınız, beraberinde pişmanlık yada güçsüzlük hissetmenize sebep olan  bazı anılar içinizde bir isyan koparır. Tam da böyle bir ruh halinde izledim Hoshi No Koe’yi, Hikaruivy’nin kısa kısa yazısında kendisinsan‘ın tavsiye ettiği bir yapımdı bu, o gün indirdim bilgisayara ama işte izlemesi bugüne kısmetmiş.

Konusu, birbirlerinden galaksiler kadar uzakta olan Mikako ve Naboru çiftinin başından geçiyor. Liseyi birlikte okuyacaklarına dair kurulan hayaller Mikako‘nun bir uzay filosuna katılmasıyla dağılır. Dünya’yı tehdit eden Tarsian adlı bir ırka karşı uzay filosu oluşturulmuştur. Filodaki pilotlardan biri olarak yetiştirilmek üzere seçilen 1000 kişiden biri de Mikako‘dur. Bu mecburi askerlik görevi nedeniyle Mikako Dünya’dan ayrılır. Geride ise ondan gelecek mesajlarla onu hep özleyecek olan Naboru kalır.

Benim gibi çok fazla anime izlemiyor olabilirsiniz, sevmediğimden değil yalnızca dizilerden animelere zaman kalmadığı için bir türlü anime izleyemiyordum. Hoshi Ne Koe’yi izleyince bir kez daha çok şey kaçırdığımı anladım. Sizde henüz izlemediyseniz 25 dakikalık bu animeyi mutlaka izleyin derim. Şu adresten indirip izleyebilirsiniz.

-SPOLİER-

Bayan karakterimiz Mikako beni taa en baştan etkilemeyi başardı, çünkü birçok bilimkurgu filminde olduğunun aksine evinde sevgilisini bekleyen ezik sevgili değildi, kariyerini özgürce seçip dünyadan çok uzak galaksilerde savaşa katılmaya gitti. Onun yolunu gözleyen ise bu defa erkek karakterimiz Naboru‘ydu. 

Bu filmin içinden yalnızca bir detaydı, tabiki asıl mesele burada birbirlerine olan özlemleriydi. Yine bir gerçek aşk öyküsü izleyip, bol bol yutkundum sonunda ama sadece Mikako‘nun bulunduğu o durum bile başlı başına bir olaydı.

Sevgilisiyle arsaındaki tek bağ, sadece onun mesajlarını Dünya’ya ileten bir cep telefonu ve Dünya’dan ne kadar uzaklaşırsa gönderdiği mesajların gidiş süresi de o kadar uzuyordu. Katıldığı uzay filosu artık eve dönüş yolunu bile kaybetmişken yaşadığı o yalnızlık çok dokundu bana izlerken.

Mikako yalnızca sevgilisi Naboru‘dan uzak değildi çünkü “yaşamak” dediğimiz temel şeyleri bile yapamıyordu. Hoş Naboru‘nun öyle bir şansı olsa da Mikako‘suz yapmanın bir değeri yoktu.

Geçmişten hatırladığım o kadar çok şey var ki. Buraya ait hiçbir şeyim olmadığından olsa gerek. Mesela…
Mesela, yaz bulutlarını ya da soğuk yağmur damlalarını,
Sonbaharda esen o tatlı rüzgârın kokusunu…
Şemsiyeye çarpan yağmur damlalarının sesini,
Yumuşacık bahar toprağını,
Gece yarısı bakkaldaki o sükûneti…
Ne bileyim, okul çıkışında esen o serin rüzgârı…
Tahtadaki silginin kokusunu…
Gece yarısı geçip giden kamyonun sesini…
Yağmurdan sonraki asfalt kokusunu,
Noboru, işte tüm bunları…
İşte tüm bunları seninle tatmak istediğimi düşündüm durdum, Mikako.

Anime.gen.tr‘den bir alıntı; Makoto Shinkai, Hoshi no Koe’yi evindeki MAC G4/400 bilgisayarını kullanarak hazırlamıştır. Orijinal versiyonundaki seslendirmeler de Makoto Shinkai ve nişanlısı tarafından gerçekleştirilmiştir.

Birde bu şahane animeyi evde yapmışlar inanamıyorum. Müzikleri de arkadaşlarına yaptırmış diye de başka bir yerde daha okumuştum ama neresi olduğunu çıkaramadım şimdi. Cidden müziklerde çok güzel, o atmosferin içine çekiyordu insanı… Soundtrack için şu adresden faydalanabilirsiniz.

İyi Seyirler…

Hoshi No Koe- Voices of a Distant Star 2003” için 10 yorum

  1. Bu animeyi tamamen tesadüf eseri, sadece ismini merak ettiğim için izlemiştim. Bu tür bilimkuguvari yapımlardan pek beklenmeyecek duygusal bir hikâyeyle karşılaşmam beni bayağı şaşırtmıştı. Tabi mesafeler uzadıkça (ışık hızı sonlu olduğu için) birbirleriyle olan iletişimlerinin süreleri de gittikçe uzuyordu (iletişim kurma yöntemlerini sorgulayıp ortalığı bulandırmayayım şimdi 🙂 ), bu özlemi daha da artırıyordu tabi. Yalnız, bence bu animede aslında tam olarak anlatılan olayın kendisinden başka, dünya üzerindeki insanlara da bir gönderme yapılıyor sanırım. Yani, iletişimin azalması ve özlemin artması için aslında mesafelerin uzamasına gerek yok, bu bazen mesafeler kısayken de olabiliyor. İnsan iletişimine yönelik bir eleştiri var aslında. Tabi ben tamamen kendime göre yorumluyorum, herkes farklı bir açıdan görüyor olabilir, fakat beni ağlatabilen bir şey değildi mesela (çok mu odunum ne? 🙂 ).

    1. odunlukla alakası yok merak etme 😀 Yazının başında dediğim gb kötü bir ruh haliyle izledim ve anime üstüme üsteme geldi haliyle. Ve belki de animede anlatılmak istenilenden de fazla bende çağırışımlar yaptı. Tamam tez yazacak değilim üstüne ama tam böyle sonbahar modundaysanız sizi alıp götürüyor. Bende öyle oldu 🙂

      Diğer taraftan ben de ordaki yalnızlığa takmış durumdayım senin dediğin şekliyle söylersek “İnsan iletişimine yönelik olan eleştiri” daha bir ağır basıyordu. kız sıcacığı sıcağına mesaj atıyordu ama yerine ulaşana kadar o mesaj, çocuğun yüreği soğuyordu. animede de buna benzer bir cümle vardı hatta şimdi hatırlayamadım. “Kız seviyordu, çocuk ise sevmişti” dedim o sahnede. gerçek hayatta da bir taraf daha fazla hisseder yaa, ona benzettim.

      Uzay metaforu ve kızın henüz büyüyememiş olması(zaman farkından dolayı bize böyle yansıdı) ise insanın hep o ilk gençlik yıllarına özlem duyması bu nedenle de hep geçmişe takılı kalıp hayata devam edememesi sorununu anlatıyordu sanki. hep o taze gençlik anılarıyla yaşarken kız(gerçi kızın hayatına devam etmesine imkan yoktu), çocuk hayatına devam etti mecburen. Bu da bir engeldi onlar için.

      İkisinin de ortak noktada buluşup engelleri aşması için aynı düşünceye sahip olması gerekti, zaman ve mesafe sorunu o zaman ortadan kalktı.

      Ama değişikti değil mi? 😀 😀

    1. şimdi izledim.. ne hüzünlü bir animeydi bu böyle.. gözlerim doldu bazı sahnelerde.. kızın yalnızlığını içimde hissettim.. çok kötüydü ama ya.. off o çaresizlik mahvetti beni.. el kadar bebe alınır mı ulen filoya dedim içimden çığırarak.. teknolojinin o kadar ilerleyip, cep telefonuna bir çözüm bulamamalarını göz ardı ettim tabi bu arada.. yoksa o kadar etkilenemezdim.. 😀 ama off kötü oldum hee… kızın hali darmaduman etti beni…. eh Noboru da napsın hayatına devam edecekti elbet.. aradan kaç sene geçmiş.. kızdan ne zaman geleceği belli olmayan mesajlarla hayatını devam ettiremezdi.. naboru haklı beyler diyorum son olarak.. 😀 neyse kısa keseyim daha fazla saçmalamadan.. çok sevdim ben bu animeyi!!

      1. “teknolojinin o kadar ilerleyip, cep telefonuna bir çözüm bulamamalarını göz ardı ettim tabi” 😀 bir de o kadar tutumlular ki, kız hala lise formasıyla duruyordu 😀 el kadar bebe muhabbetine hiç girmiyorum, bende onu görmezden geldim 😀 çünkü onların hepsi bir nevi metafordu.. yani herhalde öyle 🙂

        bu arada gazete küpürüne dikkat ettin mi, 8 yıl önceki çarpışma zaferle sonuçlandı diyordu, ama animenin sonunda kız uzaya savruldu, onun sayesinde zafer kazanıldı ama uzaya savrulduğuna göre ölmüşmü oldu şimdi ? çünkü madem o çarpışma kazanıldı filonun dünyaya dönmesi gerekiyordu ama aradan 8 yıl geçmesine rağmen hala dünyaya dönmemişti kız… bak gene çok üzüldüm kıza 🙂

        animenin bu kadar ayrıntısına takılmazsak acaip üzüyor… ben de çok tuhaf oldum izlerken 😦 o son diyalogları ve Watashi wa koko ni iru yo! demeleri bitirdi beni 😦
        en yakın zamanda anime işine girişmek lazım, çok şey kaçırıyoruz valla 🙂

  2. Bu yazın gözümden kaçmış 😦 Blogspot’a yeni eklemişsin ya “okuma listesi”nde o zaman gördüm 🙂 Kısa film yazın da hala okumayı başaramadıklarım arasında, bir gün mutlaka okuyacağım ama! Şimdi bu animeye gelelim, açıkçası ben izlediğim/okuduğum şeyleri çok çabuk unuttuğum için ana hatları dışında hiçbir şey hatırlamıyorum :/ Ama çok etkilenmiştim izleyince, bittikten sonra da ağlamayı sürdürmüştüm.. Seni de bu denli etkilediğine göre bende bir tuhaflık yokmuş demek 😀 Çok güzel anlatmışsın, kendi yorumların da yazıya renk katmış^^ Ellerine sağlık çingu. OST’si yoktu bende, onu da indirdim dinliyorum şimdi. Teşekkürler! 🙂

    1. aynen bende senin gibiyim, sıcağı sıcağına yazmalıyım yoksa iki lafı bir araya getiremiyorum 🙂 bu animeyi çok kötü ruh haliyle izledim oyuden galiba daha çok etkilendim diyordum kendime ama yok sizde(sen ve şizomizo) beğenmişsiniz demek ki güzeldi cidden 🙂 😀
      OST’un direkt linkini veremedim wordpress amca yüzünden ama google sayfasında nerden indirildiğini göstermeyi akıl edebildim (aferin bana 🙂 ) zevkle dinlemen dileğiyle 🙂
      kısa film yazım benim en kısa yazım, gözlerine inanamayacaksın, 2 satır yorum yapmışım sadece 😀 😀 😀 o tarihi yazımı izlediğin gün görüşmek üzere 😀 bu arada oh boy’un 3.sünü yazmışsın, ben en son yazını görmüşüm ama onu kaçırmışım arada:) hemen bakıyorurm ;)Jung Il Woo’yu bu sefer gösterirler umarım 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s