Nereden Çıktı Bu Kore Dizilerine İlgim…

Kendimi bildim bileli Amerikan dizilerinin özellikle de sitcom’ların sıkı takipçisiydim, ne olduysa bir kore dizisi izlememle Kore hatta Japon dizilerinin müdavimi oluverdim. Bu ilgimi esasen fonda çalan piano ağırlıklı tema müziklerine, evlere ayakkabısız girmelerine, çizgi filmlerde olabilecek absürd senaryolarına ve en fazla16-24 bölüm sürmesine bağlıyorum.
Tahmin edilebilir senaryoları, eski Türk filmlerinde görebileceğimiz klişeleri içerisinde bolca barındırmasını bir yana bırakırsak, insanda çok hoş duygular bırakıyor bu diziler.İşte size en sevdiğim dizilerden ilkini sunuyorum…

Winter Sonata(2002)

Winter Sonata benim izlediğim ilk kore dizisidir. Komedinin k’si yoktur, tam anlamıyla bir dramadır. Beni tanıyanlar televizyonda çıkan dizileri bile internetten takip ettiğimi az çok bilir. Reklamlarla boğuşana kadar internette rahat rahat izlemeyi tercih etmişimdir hep.
Kaldı ki bu dizi Kanal D’de yıllar önce(2006) Sahur Öncesi yayınlaşmıştır. İlk bölümleri saat 01:00’de yayınlanırken sonrasında saat 03:00’e kaydırılmıştır. Yine de hiç üşenmeyip saatimi kurarak diziyi kaçırmadan izlemiştim. İşte bu yüzden en sevdiğim dizilerin başında olmasa da ilk izlediğim kore dizisi olması nedeniyle size öncelikle bu diziyi tanıtmak istedim.

Bu diziyi diğer Kore dizilerinden ayıran en önemli özelliği, her zaman gerginliklerin yaşandığı Kore-Japon ilişkilerinde buzları bir nebze eritmesidir. Zira bu diziden önce Japon müzik marketlerinde nadiren korece bir albüme rastlanır iken bu diziden sonra tüm bu tabular kalkmış, dizinin başrollerini paylaşan oyuncular için Japonya’da heykeller bile dikilmiştir.

Her ne kadar başroldeki jönümüz (Bae Yong Joon) bana Bülent Ersoy’un gençlik halini hatırlatsada Kore ve Japonya’da bayan hayranları oldukça fazla… Konusunu hüzünlü bir aşk hikayesinden alması nedeniyle tema müzikleride bu melankolimizi arttıracak şekilde piano sonatlarından oluşmaktadır. Dizi müziklerinin yer aldığı albümlerin rekor satışlar yaptığını söylememe bile gerek yoktur sanırım. İşte bu yüzden komedi dizilerine düşkün biri olmama rağmen ilk izlediğim kore dizisinin dram yüklü olmasını bir tesadüfe değilde dizinin bu popülaritesine bağlıyorum.

Konusu ve oyuncularıyla ilgili daha fazla bilgiye ulaşmak için Wikipedia’da çok güzel bir sayfa hazırlanmıştır, bir göz atmanızı tavsiye ederim.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Winter_Sonata

Not: Dizinin kendisi kadar sonrasında yaşanan dramatik bir olayda bu diziyi hüzünle hatırlamama sebep olmuştur. Dizinin bir diğer erkek oyuncusu Park Yong Ha 30 Haziran 2010’da girdiği bunalım nedeniye intihar ederek aramızdan ayrılmıştır.

Nereden Çıktı Bu Kore Dizilerine İlgim…” için 6 yorum

  1. benim de ilk izlediğim kore dizisi winter sonata
    ve ben de kanald de böyle uykumdan uyanıp izlemiştim ne derdim varsa 🙂
    bi “ben de” daha diyeceğim yuha olacağız artık ama 😛 ben de başrol oyuncusunu bülent ersoya benzetirdim
    kızı da çok mıymıy bulurdum hatta 🙂
    bir de üstüne Park Yong Ha’nın öldüğü gün benim doğum günümdü 😦

    1. Hep o piano sonatları ve kar manzarası yüzünden, hala dinlerim Ost’ini :)O dudaklarla Bülent Ersoy bağıntısını kurmamak elde değil, birde sürekli kahverengi ruj sürdü dizi boyunca (ama ses tonu çok hoş, Bülent Ersoy’unkinden hoş olmasın 🙂 ). Finding Mr Destiny’de de bununla ilgili dalga geçilen bir bölüm var 😀

      Diğer taraftan, Park Yong Ha’yı duyduğumda da şok olmuştum (intiharın ayrıntısına girmiyorum daha da feci çünkü), dizide de kız için hastanelere düşüp bunalıma giriyordu, o sahneleri izlerken de içim daralmıştı(niye böyle sahneler koyuyorlar bilmem, zaten ülkede intihar sayısı çok yüksek, düşün ki mutluluk profesörü diye anılan kadın bile intihar etmiş), haberi duyunca kötü oldum o yüzden. Doğum gününe denk gelmesi kötü olmuş, ben 3 gün arayla yırtıyorum (27 Haziran).

      Neyse yine de doğum günün için böyle şeyleri aklına getirme, bir de iyi tarafından bak Gong Yoo, sen, ben ve Arwentry(Liv Tyler), top yekün yengeciz ne güzel 🙂

  2. burçlarımız da aynı yani :O
    gong’un yengeç burcu olduğunu biliyor ve çok seviniyorum bunu düşündükçe hehehe
    liv tyler’ın yengeç olduğunu bilmiyordum ama bak, oynayan kişiden çok karaktere yakınlığımdan olabilir.. arwen karakteri yani.. tabi güzel kız o ayrı

    ben de çok şaşırmıştm duyduğumda ilk okudğumda dğum gnü bağlantısı kötü gelse de sonra üzerine düşünmedim şimdi konu geçince söyledim sadece..
    intihar gerçekten çok fazla orda ya bir çok yorum yapılabilir buna tabi ama inanç eksikliği de ağırlığı olan bir etken gibi geliyor bana.. umarım bundan sonrası için böyle ölümler duymayız çok..

    finding mr destiny’i bi izliyim ztn ölcem bu gidişle çatlıyorm dizi de çekse gongum ❤

    1. Bence tamamen iklimle ilgili, orda hava sürekli bulutluymuş, güneş görmüyorlar pek(görselerde esmerleşmemek için kaçıyorlar zaten).
      Bir yerde okumuştum Amerikanın en çok yağış alan şehirlerinden olan Seattle’da da intihar vakaları çokmuş. Doktorlar bunun sebebini insanların güneşten yeterince faydalanamayışlarına bağlamışlar. Güneş görmemeleri nedeniyle insanların hemen hemen hepsinde, D vitamini eksikliği, vücutta gerçekleşmesi gereken bir çok reaksiyonun yeterince gerçekleşememesi ve en önemlisi de depresyona karşı ruhsal ve fiziksel olarak zayıflığın baş gösterdiğini de belirtmişler. Buna çözüm olarak ise periyodik aralıklarla D vitamini aşısı yaptırıyorlarmış.
      Benzer durum iskandinav ülkelelerinde de var, o ülkelerde de intihar oranı yüksek.
      Kore içinde aynı şeyi söyleyebiliriz bence, kışın karlı yazın bulutlu, güneşe çıkmayı da sevmiyorlar, haliyle fiziksel olarak depresyona dayanıklı değiller. (Bu konu üzerine çok kafa yordum zamanında 🙂 şimdi sana içimi döküyorum 🙂 )

  3. Bülent ersoya benzettiğim ilk ünlü ama son değil ne bu kore türk karma benzeşimi offf

    bu dizi benim dizi geçmişimde yeri apayrı. dizi oyuncuları şimdiki ünlerini de bu diziye borçlu.

    winter sonata ve misa dizileri olmasa hayatta izlemeyeceğimi düşündüğüm tipler altın harflerle dizi popüler dünyasına yazılamazdı.

    ben bu diziyi gece yayınlandığını hayal meyal hatırlıyorum, 2008 sonlarında izleyip günlerce hatta haftalarca etkisinden kurtulamamıştım.

    şunu desem kafidir sanırım: o acı (yalan) gerçeği öğrendikleri halde kaçıp evlenmelerini isteyecvek kadar bizim ahlaki yargılarımızı yıkıp geçici bir diziydi.
    anne babaların günahlarını çocuklar öderin canlı kanlı dramatik örneği.

    1. -evet hep de bülent ersoy ama başkası değil 😀 😀 özellikle estetikli oğlanları hep benzetmişimdir 😀
      -kesinlikle doğru diyorsun, tamamen mizansenin etkisinde kalarak hayran oluyorsun diziye, ve de o müzik ah o pianoya tane tane basılan notalar ah ah, hala dinlerim o ost’u.

      -evet o acı/yalan gerçek içimi kemirmişti izlerken, üstelik oldboy’u yeni yeni izlemiştim, bildiğin şoklardaydım oyuzden, abimiz bir de kız üzülmesin diye söylemeyip kendisi acı çekti bir süre. ama yine de çok cesur bir diziydi bu bakımdan, açık seçik hiç bir sahne olmadan bunu başarmışlar :S
      park yong ha’nın ölümü de içimi sızlatmıştı, dizide de hastanelere düşüyordu çünkü, gözümün önüne hep o hastanedeki bunalım halleri geldi 😦
      bu yazı benim ilk yazım biliyor musun? geriye dönük yazılarıma etiket yaptım dün, o yüzden blogspotta sanki son yazımmış gibi güncellendi. ilginçtir şu sıra hep bu dizi dilimde, geçen gün masaleviyle de konuştuk, şimdide seninle…
      trt’den önce yıllar önce kanal d aşılamış bize kore sevgisini de haberimiz yokmuş 🙂

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s