2017’de Yapılacaklar… MiM

Bez Cadılarından Oh Yoon Joo, yeni yıla özel bir mim yollamış efennim. Her sene olduğu gibi hedef listesi belirliyoruz bu mim’de de.

En son 2015 yılında yazmışım, ondan önceki de 2014 yılında olsa gerek. O değilde 2010 yılında her günümü blogumun başında geçiriyordum. İş bulmalıydım yeni mezun sayılırdım, berbat bir iş deneyiminden yeni çıkmıştım ama elimden bir şey gelmiyordu. Ben de kendimi blog hazırlayarak, burada tanıştığım insanlarla paylaşımlarda bulunarak mutlu ediyordum . Derken 2012 yılına gelindiğinde, yine yeniden kendime 12 maddelik dilek listesi hazırladım ve umutla bekledim. Ben ne kadar yürekten dilesem de 2012 yılı o kadar korkunç geçti, öyle ki 2013 yılında dileğim “canınızın sağlığı”ndan öteye geçemedi, nefes alsam yeter diyecek kadar umutsuz ve tükenmiştim. Ben nerede hata yapmıştım da hayat beni bu kadar zorluyordu.Sağlığım bozulmaya başlamıştı çoktan, 13 yaşımdan beri görmediğim sivilceler yüzümün her yerinde peydah oluvermişti, kullandığım ilaçlar mideme ağır geldi, 48 kiloya düştüm, bu defa da gastrit oldum. En son artık akrabam olan bir doktor psikiyatrist nezdinde antidepresan kullanmamı önerdi. Gittim, psikiyatrist nezdinde ilk hapımı yuttum! Aynı hafta işyerime yakın ve gönüllü olarak çalışan harika bir psikoterapiste de gitmeye başladım. Kapitalist sistemden dolayı ruhum zehirlenmiş olmalıydı, ben de bunun çaresini bir şekilde bakmalıydım. Beterin beteri vardı evet! Ama düşüncelerim bana bunu düşünemeyecek kadar ağır geliyordu. Bu sadece stresli iş hayatımdan kaynaklanmıyor, çocukluktan bu yana bastırdığım sorunlarımdan dolayıydı üstelik. Öyle sihirli değnek değmişçesine düzelmiyordu hiçbir şey, ilacımı psikiyatristime sormadan kestim, bir süre iyi gitti, sonra yine tepe taklak oldum. Ve yine ilaçlı dönem, psikoterapilere de devam ediyordum. Bu defa daha dikkatli olmalıydım ve hayatımda keskin kararlar almalıydım.

Aldım da!!!

Bana zarar veren bütün ilişkilerimi yeniden gözden geçirdim, davranışlarımı değiştirdim ve en önemlisi de kurban olmayı bıraktım. Tembellik mi dersiniz ya da öölü toprağı serilmişçesine miskinlik mi? İlk önce bu hissiyattan uzaklaşmak için elimden geleni yaptım.  İşimi bırakmadım! Bırakırım sandınız di mi? Azmettim bırakmadım zamanla daha dengeli hale gelecek şekilde eskiden hunharca olan çalışma şeklimi standart düzeye yani olması gerekenden daha fazla olmayacak şekilde yaptım.  Turistik bir yerde çalışıyordum ama taşından toprağından nefret ediyordum. Eski kötü anıların yerini güzel olana bırakmalıydı. Ben de kendime akıllı bir telefon alıp, 28 gün boyunca her gün güzel fotoğraflar çekip instagrama koydum. Mimari yapıları çok severim, nerede eski eser ev, kapı, pencere görsem fotoğrafını çeker oldum. Böyle böyle çalıştığım ilçeye turist gözüyle bakıp zevk almaya başladım.

Psikoloğum yeni hobiler edinmelisin dedi, tipik sosyalleşmelisin ödevi bana da verildi. Çok param yoktu ama önceliklerimi değiştirerek yeni hobilere vakit ayırmaya başladım. Bir bakmışım ki 2012 yılında dilediğim dileklerin çoğu gerçek olmuş. Yazarken gerçekten çok istemişim diyorum şimdi.

Henüz gerçekleşmemiş olanlar var ama onlara imkansız gözüyle bakmıyorum artık! Sadece henüz VAKTİ GELMEMİŞ diyorum.

Hayat hem zor hem de harika! Ülke olarak korkunç zamanlar geçirsek de hayat hala güzel. Belki bir sonraki yazım bugün yazdıklarımın aksine şikayet dolu olacak ama bu da hayatın bir parçası. Çünkü nasıl ki kötü günler var, iyi günlerimiz de var.

2017 yılı MiM’i olarak bu sebepten, yeni yılda hepimize direnç ve huzur diliyorum.

Bir Güzel 2015 Yazısı…

An itibariyle ite kaka da olsa herkesin 2015’e girdiğini var sayıyorum. Yok ben bir şey anlamadım, yok çok hızlı oldu, haydi yeni baştan demek yok 😀 Bunu yazarken son iki senedir televizyondaki canlı yayınların azizliğine uğrayıp bir türlü zamanı tutturamayan abim aklıma geldi :))))))))))) Evde her şey hazır, ışıklar sönmüş pastanın mumları yakılmış, geriye bir tek 10’dan geriye saymasını beklediği sunucu kalıyor. Ama işte 2 yıldır abimden üstü kapalı küfür yediren o hareket gerçekleşiyor.

yeni yıl deli“Efendim yeni yıla dakikalar kaldı…. çılgın bir kalabalık var dışarda….a havai fişekler … -abim bekliyor ki geri sayım başlasın o_0  (ve sunucu geri döner)… işte böyle yeni bir yıla daha girdik ehüheheee … Herkese mutlu yıllar” Tahmin ettiğiniz gibi o ara boşlukta çoktan biz yeni yıla girmiş oluyoruz :))))) Abimin asık suratı eşliğinde mumlar sönüyor filan 😀

Neyse ne anlatıyordum ben, kaderinize razı olup ucundan buçuğundan yeni yaşınızla birlikte 2015’e girdiniz var sayıyorum sizi.- abim bile girdi hani o bakımdan –

Her sene olduğu gibi bu senede “kendime yeni bir ben lazım” düşüncesi anlık da olsa aklınızın ucundan geçmiştir.  Karar verdiniz onu yapcam bunu yapcam, o odunu silip atcam(kırık kalplilere gelsin 🙂 ), kilo vercem, cilt terapisi vs. bol bol Hande Yener dinleyip eller havaya da yapcam. Ohh mis her şey düşünülmüş. E geriye ne kaldı desem, eksiği yok fazlası var – Hande Yener biraz aşırı kaçtı hıhım biliom-  Yalnız ufak bir şey var, lütfen pazartesi iş başı yaptığınızda  bunları tek kalemde unutmayın yine, valla döverim sizi… Şurda motive olalım, yıldızları arşınlayalım diye kendimi parçalıyorum, lütfen biraz attention please 🙂

huni-verdiginiz-sozler-5

Bir kere yeni yılda bizi motive olmaktan alı koyan düşüncelerimizden sıyrılacağız hommm…

“ay yıllar ne çabuk akıp geçiyor, hem yeni yıla girsem ne olacak bir önceki yıldan ne farkı var, üstüne bir de yaşlanıyoruz iyi mi! Gençken her şey ne kadar güzeldiğ….” demeyi bırakınnnnn. Çünkü bunun böyle olması tamamen bizim yüzümüzden. Bunu sizi – bizi suçlamak için söylemiyorum, tamamen bilimsel bir veri (Bakınız şu makale ). Nasıl anlatsam nasıl anlatsam hımmm.

En yakınızda bulunan akrepli yelkovanlı saate bir dakikalığına odaklanın lütfen. Bunu sizden 3 kere isteyeceğim.Her seferinde de bütün bedeninizde size söylediğim duyguyu calandırın lütfen. Başlıyoruz…

İlk seferinde o 1 dakikanın sonunda en sevdiğiniz ünlünün ya da uzun zamandır göremediğiniz ama çok sevdiğiniz birinin odanızdan içeriye gireceğini hayal edin. (Hayal etmek güzeldir 🙂 )  

İkinci seferde yine 1 dakikalığına saate odaklanacaksınız ama elinizde bitirmeniz gereken ödev rapor vs var ve aynı anda başka işler de yapmanız gerekmekte. Stres tavan başka hiç bir şey düşünemiyorsunuz.

Son olarak üçüncüsünde her şey kontrolünüz altında, yine eliniz altında işler var ama eliniz çabuk artık refleks gb olmuş artık şipşak yapıyorsunuz. Stres yok heyecan da yok.

Yapılan araştırmalara göre 1 dakikalık zaman dilimi her üç durumda da eşit ve değişmez olduğu halde zaman algımız bir takım duygu durumlarından dolayı içsel saatimizi etkilediği için farklılaşmıştır.

İlk durumda yaşadığımız o heyecanı ilk gençlik yıllarımızdaki o cıvıl cıvıl ruh hallerimize benzetebilirz.  O yıllarda zaman hiç akmazmış gibi ama dolu dolu geçerdi, her saniyesini büyük bir heyecan ve motivasyonla yaşardık öyle değil mi?

İkinci durumda zaman korkunç bir hızla akıyor, anın tadını çıkarmak bir yana işkence gibi geçiyor. Okul bitip gerçek hayata atıldığımız yani ilk gençlik yıllarının sona erdiği ve yeni yeni olgunluk çağına atıldığımız o dönemleri düşünün. Kendimizi ıspatlamak uğruna delice mücadele verirken, binbir stresle zaman akıp geçti geçiyor artık.

Son durumda, o idealistlik gitmiş ya da biraz derimiz kalınlaşmış diyelim, belli bir düzen kurmuşuz hayatımızda, zaman kavramı tehdit olmaktan çıkmış bir nevi otomatik pilotta gidiyorsunuz. Aslında istediklerinizi de elde etmişiz ama sanki bir durgunluk var. Ne kadar sıklıkla kendinizi otomatik pilotta bulduğunuzu bir düşünün, mesela giyinirken, akşam yemeği yaparken, temizilik vb günlük rutin şeyleri yaparken dalıp gidiyorsunuzdur kesin, his yok anı yaşamak yok. Ya da evleneli 10 yıl olmuş ama 5 yıl önce gibi, o kadar olmuş mu ki diye kendinize soruyorsunuz.

Eeeee yukarıda ne demiştik “1 dakikalık zaman dilimi her üç durumda da eşit ve değişmez olduğu halde zaman algımız bir takım duygu durumlarından dolayı içsel saatimizi etkilediği için farklılaşmıştır.” Yaşlandıkça da bu durum bariz hale geliyor. Çalışmalar göstermektedir ki yaşlandıkça insan vücudunda biyolojik değişimler olmaktadır, içsel saatimizi etkileyen beyindeki dopamin üretiminin düşmesi gibi.Bundan sonraki kısımları uzun uzadıya anlatmayacağım ana fikri kaptık nasıl olsa 😀

Peki ne yapabiliriz. Sık sık otomatik pilotta kafa başka bir yerde buluyorsak kendimizi yine iyi aslında. Beynimiz daha doğrusu içgüdülerimiz o sırada yapabildiği kadar enerjiden tasarruf eder, acil sorunları gidermek istediğinde kullanmak üzere tabiki. Ama bir çoğumuz bu zihinsel enerjimizi endişelenmek, kendimizi yermek gibi bizi strese sokan eylemler için boşa harcıyoruz.

Bu enerjiyi kendimizi mutlu etmek için harcamamız gerek diyerek kimsenin tahmin(!) edemeyeceği bir düşünce süreceğim şimdi önünüze 😀 Nassı siz hiç bunu düşünememiştiniz ben söyleyince aklınıza geldi değilmi :)))))))))))))))) Tabiki olay bunu ilk defa duyup duymamakta değil, belki nedenini niçinini kader, şans, şansızlık gibi şeylere bağlamadan ele alırsak, atacağımız adımlara daha sağlıklı zihinle karar veririz. diye şey ettiydim o kadar 😀 😀

Mesela başa bela olan ve bizi rutin bir hayattın içine hapseden alışkanlıklarımız. Bunları da değiştirebilmenin eğlenceli yolları var.

Benim gibi istekli ama tembeller için internette bir dolu fikir var. Şu sıra en çok hoşuma giden ise Matt Cutts’ın 30 Günlüğüne bir şeyleri dene videosu… Beni çok iyi motive etti ve kafama yattı açıkçası siz de bir deneyin ve yeni yıla güzel girin böylelikle…

Kendinize çok iyi bakın, İyi seneler…

2015 Year Screen Concept

Bana Bu Yazıyı Yazmamda İlham Veren Makaleler

Why Each Year Seems to Disappear More Quickly Than the Last by Anna Hunt (via themindunleashed.org) link

Özgür Olmak İçin Sana 21 Gün Yeter! Salim TANRIVERDİ ( bağlantı istestrateji.com)