Bir Güzel 2015 Yazısı…

An itibariyle ite kaka da olsa herkesin 2015’e girdiğini var sayıyorum. Yok ben bir şey anlamadım, yok çok hızlı oldu, haydi yeni baştan demek yok😀 Bunu yazarken son iki senedir televizyondaki canlı yayınların azizliğine uğrayıp bir türlü zamanı tutturamayan abim aklıma geldi :))))))))))) Evde her şey hazır, ışıklar sönmüş pastanın mumları yakılmış, geriye bir tek 10’dan geriye saymasını beklediği sunucu kalıyor. Ama işte 2 yıldır abimden üstü kapalı küfür yediren o hareket gerçekleşiyor.

yeni yıl deli“Efendim yeni yıla dakikalar kaldı…. çılgın bir kalabalık var dışarda….a havai fişekler … -abim bekliyor ki geri sayım başlasın o_0  (ve sunucu geri döner)… işte böyle yeni bir yıla daha girdik ehüheheee … Herkese mutlu yıllar” Tahmin ettiğiniz gibi o ara boşlukta çoktan biz yeni yıla girmiş oluyoruz :))))) Abimin asık suratı eşliğinde mumlar sönüyor filan😀

Neyse ne anlatıyordum ben, kaderinize razı olup ucundan buçuğundan yeni yaşınızla birlikte 2015’e girdiniz var sayıyorum sizi.- abim bile girdi hani o bakımdan –

Her sene olduğu gibi bu senede “kendime yeni bir ben lazım” düşüncesi anlık da olsa aklınızın ucundan geçmiştir.  Karar verdiniz onu yapcam bunu yapcam, o odunu silip atcam(kırık kalplilere gelsin🙂 ), kilo vercem, cilt terapisi vs. bol bol Hande Yener dinleyip eller havaya da yapcam. Ohh mis her şey düşünülmüş. E geriye ne kaldı desem, eksiği yok fazlası var – Hande Yener biraz aşırı kaçtı hıhım biliom-  Yalnız ufak bir şey var, lütfen pazartesi iş başı yaptığınızda  bunları tek kalemde unutmayın yine, valla döverim sizi… Şurda motive olalım, yıldızları arşınlayalım diye kendimi parçalıyorum, lütfen biraz attention please🙂

huni-verdiginiz-sozler-5

Bir kere yeni yılda bizi motive olmaktan alı koyan düşüncelerimizden sıyrılacağız hommm…

“ay yıllar ne çabuk akıp geçiyor, hem yeni yıla girsem ne olacak bir önceki yıldan ne farkı var, üstüne bir de yaşlanıyoruz iyi mi! Gençken her şey ne kadar güzeldiğ….” demeyi bırakınnnnn. Çünkü bunun böyle olması tamamen bizim yüzümüzden. Bunu sizi – bizi suçlamak için söylemiyorum, tamamen bilimsel bir veri (Bakınız şu makale ). Nasıl anlatsam nasıl anlatsam hımmm.

En yakınızda bulunan akrepli yelkovanlı saate bir dakikalığına odaklanın lütfen. Bunu sizden 3 kere isteyeceğim.Her seferinde de bütün bedeninizde size söylediğim duyguyu calandırın lütfen. Başlıyoruz…

İlk seferinde o 1 dakikanın sonunda en sevdiğiniz ünlünün ya da uzun zamandır göremediğiniz ama çok sevdiğiniz birinin odanızdan içeriye gireceğini hayal edin. (Hayal etmek güzeldir🙂 )  

İkinci seferde yine 1 dakikalığına saate odaklanacaksınız ama elinizde bitirmeniz gereken ödev rapor vs var ve aynı anda başka işler de yapmanız gerekmekte. Stres tavan başka hiç bir şey düşünemiyorsunuz.

Son olarak üçüncüsünde her şey kontrolünüz altında, yine eliniz altında işler var ama eliniz çabuk artık refleks gb olmuş artık şipşak yapıyorsunuz. Stres yok heyecan da yok.

Yapılan araştırmalara göre 1 dakikalık zaman dilimi her üç durumda da eşit ve değişmez olduğu halde zaman algımız bir takım duygu durumlarından dolayı içsel saatimizi etkilediği için farklılaşmıştır.

İlk durumda yaşadığımız o heyecanı ilk gençlik yıllarımızdaki o cıvıl cıvıl ruh hallerimize benzetebilirz.  O yıllarda zaman hiç akmazmış gibi ama dolu dolu geçerdi, her saniyesini büyük bir heyecan ve motivasyonla yaşardık öyle değil mi?

İkinci durumda zaman korkunç bir hızla akıyor, anın tadını çıkarmak bir yana işkence gibi geçiyor. Okul bitip gerçek hayata atıldığımız yani ilk gençlik yıllarının sona erdiği ve yeni yeni olgunluk çağına atıldığımız o dönemleri düşünün. Kendimizi ıspatlamak uğruna delice mücadele verirken, binbir stresle zaman akıp geçti geçiyor artık.

Son durumda, o idealistlik gitmiş ya da biraz derimiz kalınlaşmış diyelim, belli bir düzen kurmuşuz hayatımızda, zaman kavramı tehdit olmaktan çıkmış bir nevi otomatik pilotta gidiyorsunuz. Aslında istediklerinizi de elde etmişiz ama sanki bir durgunluk var. Ne kadar sıklıkla kendinizi otomatik pilotta bulduğunuzu bir düşünün, mesela giyinirken, akşam yemeği yaparken, temizilik vb günlük rutin şeyleri yaparken dalıp gidiyorsunuzdur kesin, his yok anı yaşamak yok. Ya da evleneli 10 yıl olmuş ama 5 yıl önce gibi, o kadar olmuş mu ki diye kendinize soruyorsunuz.

Eeeee yukarıda ne demiştik “1 dakikalık zaman dilimi her üç durumda da eşit ve değişmez olduğu halde zaman algımız bir takım duygu durumlarından dolayı içsel saatimizi etkilediği için farklılaşmıştır.” Yaşlandıkça da bu durum bariz hale geliyor. Çalışmalar göstermektedir ki yaşlandıkça insan vücudunda biyolojik değişimler olmaktadır, içsel saatimizi etkileyen beyindeki dopamin üretiminin düşmesi gibi.Bundan sonraki kısımları uzun uzadıya anlatmayacağım ana fikri kaptık nasıl olsa😀

Peki ne yapabiliriz. Sık sık otomatik pilotta kafa başka bir yerde buluyorsak kendimizi yine iyi aslında. Beynimiz daha doğrusu içgüdülerimiz o sırada yapabildiği kadar enerjiden tasarruf eder, acil sorunları gidermek istediğinde kullanmak üzere tabiki. Ama bir çoğumuz bu zihinsel enerjimizi endişelenmek, kendimizi yermek gibi bizi strese sokan eylemler için boşa harcıyoruz.

Bu enerjiyi kendimizi mutlu etmek için harcamamız gerek diyerek kimsenin tahmin(!) edemeyeceği bir düşünce süreceğim şimdi önünüze😀 Nassı siz hiç bunu düşünememiştiniz ben söyleyince aklınıza geldi değilmi :)))))))))))))))) Tabiki olay bunu ilk defa duyup duymamakta değil, belki nedenini niçinini kader, şans, şansızlık gibi şeylere bağlamadan ele alırsak, atacağımız adımlara daha sağlıklı zihinle karar veririz. diye şey ettiydim o kadar😀😀

Mesela başa bela olan ve bizi rutin bir hayattın içine hapseden alışkanlıklarımız. Bunları da değiştirebilmenin eğlenceli yolları var.

Benim gibi istekli ama tembeller için internette bir dolu fikir var. Şu sıra en çok hoşuma giden ise Matt Cutts’ın 30 Günlüğüne bir şeyleri dene videosu… Beni çok iyi motive etti ve kafama yattı açıkçası siz de bir deneyin ve yeni yıla güzel girin böylelikle…

Kendinize çok iyi bakın, İyi seneler…

2015 Year Screen Concept

Bana Bu Yazıyı Yazmamda İlham Veren Makaleler

Why Each Year Seems to Disappear More Quickly Than the Last by Anna Hunt (via themindunleashed.org) link

Özgür Olmak İçin Sana 21 Gün Yeter! Salim TANRIVERDİ ( bağlantı istestrateji.com)

Hatırlar mısınız?

Bu yazıyı taslaklarımdan bulup çıkardım, hazır 2014’ü geride bırakıp 2015’e yol alıyorken ufak çapta bir zaman yolculuğu yapmak geldi içimden. 1983 doğumlu biri olarak sırasıyla ucundan accık tek kanallı, sonrasında ise star1’lerle başlayan özel kanallar dönemini tek tek yaşadım. İnsan yaşlılığında bile çocukluk ve ilk gençlik yıllarını hiç unutmazmış, ben de çocukluğumu neredeyse hep televizyon karşısında hatırlıyorum, elbetteki şimdi o mazide kalan mahallede oyun oynama kültürünü yaşadım ama hayatımıza artan bir hızla giren televizyon hep anılarımın baş köşesinde oldu.

Televizyonda izleyip de çok net hatırladığım dizi-çizgi diziler çok, ama bazıları var ki yıllarca nette arayıpta zar zor buldum. çünkü fazlasıyla etksinde kaldığım halde sanki bir rüya gibi bölük pörçük kareler hatırlıyordum.

İşte o hafızamın derinliklerinde ite kaka çıkardığım bir iki tv programı, belki siz de izlemişsinizdir.

 

Bedknobs And Broomsticks“Bed-knobs And Broomsticks” 

Yukarıda Allah var ya, ben bu filmi anlatacağım diye göbeğim düşmüştür herhalde. İzlerken iyi de konusunu anlatmak o kadar zor ki, önce filmden hatırladığım nesneleri anlatmaya başlardım ki asıl hatayı orda yapıyordum…🙂

brass-bed-knobs-250x250-horz

“İşte bir demir yatak var eeğğğ bir yatak başı, yani topuz.. yok öyle değil yatağın başındaki demirin ucunda bir topuz düşün heh ondan, ama çıkıyo o biliyo musun,  şimdi bir yerden bir yere o yatakla gidiliyor, alıyosun o topuzu takıyosuu-n… nasıl ya nesini anlamadın. baştan anlatıyorum, topuzu anladın mı topuzu!!”…(anlatamadı).

Aman neyse, teknolojinin gözünü seveyim ki artık her şeyi bulmak kolay :))

Tommy Tricker and the Stamp TravellerTommy Tricker and the Stamp Traveller

Bir diğer çocukluk travmam bu film, yine de bu filmi hatırlayanlar daha çok. Adını Türkçeye nasıl çevirdiklerini hatırlamıyordum ama hep arkadaşlarıma pullu film diye anlattım, bu seferde pullar yardımıyla dünyayı gezen çocuklar vardı😀 Filmden aklımda kalan en net kare, Çin’e gidip bir festivale denk gelmeleri ve kalabalık sokaklarda ejderha maketleriyle  dans eden göstericiler…

title_Legenda_Korallovogo_Rifa_Sango_Sho_Densetsu__Aoi_Umi_no_Elfie_79184_11211-tileElfie of the blue sea

Bu çizgi diziyi sonuna kadar yayınladılar mı bilmiyorum ama sadece Elfie adındaki kızın suya düşer düşmez boğulacak sanırken saçlarının maviye dönmesini çok iyi hatırlıyorum. Başına neler geliyordu konusu neydi hiç bir fikrim yok. Denizin altında nefes almadan durabildiğini kimsenin bilmemesi gerekiyordu bir de onu hatırlıyorum🙂

Andersen’den Masallar

Benim için en zorunu en sona sakladım. Eskicizgifilmler blogu olmasaydı kesinlikle bulacağım yoktu. İlk defa 84-85 yıllarında TRT1’de yayınlanmış ama eminim ki 93-94 yılında tekrar yayınlandı. Her bölümünde tek bir masalın anlatıldığı çizgi dizinin benim için önemi giriş müziğinde saklı.

Sen kalk şapşal küçük ben, daha adını öğrenmeden git çizgi dizinin müziğini ezberle… Sonra da yıllar geçsin arkadaşlarına nafile sora dur “yav müziği şöyle olan… (burada çakma japoncamla hayret dolu bakışlar altında mırıldanıyorum) bir çizgi dizi vardı, hatırlayan var mığğ?” …. tabiki yok! kim şarkısını hatırlar be senden başka😀 Müziğinden bahsettim o kadar ama youtube’da müziğini bulamadım şimdilik. (bu seferde müziği yok ortada🙂 ). Dedim ya en zoru buydu. Halbuki TRT bir güzellik yapsa da NTV yayınları gibi 10 yıllık dönemler halinde bir tv arşivi yayınlasa, herkes nostalji peşinde yok satar valla🙂

Neyse efendim, şimdilik bu kadar, tekrar görüşmek üzere, buradan TRT’ye selam olsun🙂